BİRİNCİ GÜN / Likya Yolu’nda mayısı yağmurla karşıladık…
1 Mayıs günü sabah 06.00’da Antalya’da Meltem Mahallesi’nde Tapu Müdürlüğü önünde buluşup, otobüslerle Fethiye’de Likya Yolu’nun başlangıç noktası olan Ovacık’a hareket ettik.
TODOSK’un yürüyüşe özel, bizim için hazırladığı buff ve tişörtler çok güzeldi. Bir çoğumuz hemen otobüste giydi. Düzlerçamı mevkindeki fırında kısa bir kahvaltı molasının ardından yola devam ettik.
Günlerdir gözümüzü meteorolojinin hava tahmin raporundan ayırmamıştık ve havanın açması için dua ediyorduk.
Tüm iyimserliğimize rağmen Ovacık’a start yerine vardığımızda yağmur karşılamıştı bizi.
TODOSK bize dikensiz gül bahçesi vadetmemişti. İyi tarafından bakarsak Likya Yolu’nu yağmurlu bir havada yürümek de herkese nasip olmaz diyerek panço ve yağmurluklarımızı çantalardan çıkarıp Ovacık, Kozağacı, Kirme, Hisar yürüyüş parkurunu adımlamaya başladık. (kamp malzemelerimiz, çadır vb. otobüsle kamp alanına gitti. Biz sadece günlük ihtiyaçlarımızı sırt çantalarımıza aldık)
Sevgili meslektaşım Özgür Önder ve yurdun dört bir yanından gelen doğaseverlerle Likya Yolu’nun zorlu patikalarında ıslanmış ama mutlu ve meraklı bir telaşla yürüdük.
(Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur derler… 30 yıl önce Sabah Gazetesi’nde birlikte çalıştığımız, meslek büyüğüm, ustam, deneyimli spor gazetecisi Besim Güçtenkorkmaz’la karşılaşmak büyük bir sürpriz oldu. Yol boyunca hem keyifli sohbet etme fırsatımız oldu.)
İlk hedef büyülü Kelebekler Vadisi.
Öğlen Kozağacı Mahallesi’ne vardığımızda yemek molası verdik. Bir yandan ıslanmış giysilerimizi değiştirirken bir yandan yanımızda getirdiğimiz kumanyalarımızla karnımızı doyurduk.
Yarım saatlik bir molanın ardından tekrar Likya’nın zorlu patikalarında yürüyüşe geçtik. Yolun büyük kısmında Ölüdeniz tüm güzelliğiyle yanı başımızdaydı… Ama biz bulutlar nedeniyle gri bir manzaraya bakıyor sadece aşağıdaki güzelliği hissedebiliyorduk. Yağmurda kayganlaşan taşlarda kayıp düşmemek için benim gibi bu yolun acemileri sadece önümüze bakabiliyorduk.
Kelebekler Vadisi’ni tepeden gören Hisar Mahallesi’ndeki belediye kamp alanına vardığımızda saat 17.30’u gösteriyordu.
Kilometrelerce rampa çıkmaktan, yokuş aşağı inmekten dizlerim ve ayaklarım titriyordu. Yaklaşık 14 kilometre yürümüştük. (Ama inanın Likya’nın sarp patikalarında tırmanırken ya da inerken attığımız her kadım, caddede gezerken attığımız 10 adıma bedeldir.)
TODOSK’un deneyimli gönüllü rehberlerinin liderliğinde çadırlarımızı bulabildiğimiz en kuru yerlere kurduk.
Hemen kamp alanının yanındaki mütevazi evinde yerli ve yabancı konuklarına hizmet veren Adnan Abi ve oğlu Sabri’nin yardımları unutulmaz. Giysileri kurutmamız için ne kadar ısıtıcı varsa çalıştırdılar, ne kadar soba varsa yaktılar. Öyle ya 90 kişilik dev bir ordu.
Ücret karşılığı çay (20 TL), tuvalet (15 TL) ve duş (50 TL ve sıcak su) imkanı vardı.
Liberty Otel’den gelen taze fasulye, pilav ve cacıktan oluşan mönü yorgunluğumuzu biraz dindirdi.
22:30’da kesin sessizlik saatine kadar saz ve birlikte söylenen türküler eşliğinde enerji topladık.
Dinmeyen yağmurun altında, çadırlarımızda uykuya daldığımızda aklımda tek bir soru vardı: Ben bu yolu bitirebilir miyim? (Sabah bir sonraki kamp yerine otobüsle gitmek de bir seçenek)
yazının devamını okumak için