“İDEOLOJİK BİR YAPININ ARKA BAHÇESİ DEĞİLİZ”
Raporu bir basın lansmanı ile kamuoyuna duyuran Antalya Dayanışma Grubu’nun Başkanı Erdal Atılgan, açılış konuşmasında “Antalya çok büyüdü… Dostlarla birbirimizi Muratpaşa Camii’nde bir dostun cenazesinde ya da yakınlarımızın düğünlerinde görür hale geldik” dedi.
Antalya Dayanışma Grubu’nun siyasi veya ideolojik bir yapının arka bahçesi olmadığının altını çizen Atılgan, “Aramızda her siyasi görüşten arkadaşımız var ama biz siyasetçi değiliz. Antalya sevdalısı ve Antalya aşığı insanlarız. Antalya dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmasına rağmen kötü yönetiliyor. Bu plansızlık ve programsızlık içinde geçmişten bugüne gelen sorunlar geleceğe taşınacak. Biz ileriye ışık tutacak bir rapor hazırladık. Valimize anlattık, büyük bir ilgiyle karşıladı. Raporu önümüzdeki günlerde kendisine de sunacağız. Her şen Antalya için, çocuklarımıza bırakacağımız güzel bir Antalya için. Bu kentteki olumsuzluklara mutlaka dur denmeli. Bu rapor, mevcut sorunlarımıza çareler arayan bir rapor” diye konuştu.
Daha sonra İnşaat Mühendisi Akın Akıncı, Çevre Mühendisi Cem Arüv, Makine Mühendisi Prof. Dr. İbrahim Atmaca, İnşaat Mühendisi Mustafa Balcı, İnşaat Mühendisi Sarper Dermut, Harita Mühendisi Okan Hançer, Ekonomist Osman Sert, Harita Mühendisi Ertuğrul Yılmazhan’dan oluşan Antalya Dayanışma Grubu Teknik Kurulu, rapor hakkında basına bilgi verdi ve soruları yanıtladı.
BU RAPORUN NE FARKI VAR?
İlk olarak söz alan İnşaat Mühendisi Akın Akıncı, raporun, Antalya’da bir STK veya meslek odası tarafından hazırlanan ilk ve tek rapor olduğu konusunda iddialı olduklarını belirterek, “Antalya’da çeşitli STK’ların kamu kurumlarının akademisyenlerin hazırladığı birçok rapor var. Bu raporun ne farkı var diye aklınıza gelmiştir? Pek mütevazi olmayacağız, bu raporun çok önemli bir ayrıcalığı Antalya’yı her şeyi ile bütüncül bir şekilde ele alan bir rapor. Sosyal yapısından ekonomisine yaşlısına gencine sporuna altyapısından ulaşımına imarına değinen ve buna bilimsel ve akademik olarak tespitlerden sonra hap bir takım öneriler getiren ve sürdürülebilir olmasını amaçlayan Antalya’da yapılmış olan ilk ve tek rapor olduğunu iddia ediyoruz” dedi.
TESADÜFEN DEĞİL PLANLI BÜYÜYEN BİR ANTALYA
'Altyapı, Ulaşım, Enerji ve Güvenlik' başlıklı ikinci bölümü sunan Prof. Dr. İbrahim Atmaca, artan nüfus ve turizm baskısına dikkati çekti. Atmaca, “Antalya, hızla artan nüfus ve yoğun turizm baskısına karşın ulaşım planlaması ile imar kararlarının bütünleşik ele alınmaması nedeniyle şehir merkezleri, ana arterler ve havalimanı erişimlerinde ciddi trafik yoğunluğu, çevresel baskı ve verimlilik kayıpları yaşamaktadır.
Antalya’da ulaşımda verimliliğin artırılması için; yerel ve merkezi kurumların eşgüdümünde, üniversitelerin bilimsel katkısıyla desteklenen, dijital veriye dayalı ve kara–raylı–deniz–hava sistemlerini bütüncül biçimde ele alan uzun vadeli bir Ulaşım Master Planı hazırlanmalı ve bu plan doğrultusunda raylı sistemler ile toplu taşıma yatırımları önceliklendirilmelidir.” dedi.
Antalya’da trafik sorunlarının kalıcı biçimde azaltılması için; akıllı ve simülasyon destekli trafik yönetim sistemleriyle birlikte, raylı sistemi ana omurga olarak esas alan, toplu taşıma, yaya ve bisiklet ağları ile entegre, park-et-devam-et uygulamalarıyla desteklenen bütüncül bir kentsel ulaşım modeli hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Atmaca, Antalya’da deniz turizmi ve deniz ulaşımının sürdürülebilir biçimde yönetilebilmesi için; çevreye duyarlı yeni marina yatırımlarıyla kapasite artırılması gerektiğini, havaalanı kapasitesinin 2050 projeksiyonlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti.
İklim değişikliğiyle birlikte artan ani yağışlar mevcut altyapıyı zorladığını vurgulayan Atmaca, “İklim değişikliğine bağlı artan taşkın riskine karşı Antalya’da; hidrolojik bütünlüğü esas alan bir yaklaşımla kent genelinde kuşaklama kanalları ve bunlara bağlı yağmur suyu toplama hatları oluşturulmalı, toplanan sular geciktirme yapıları ve dolu savaklar aracılığıyla doğal drenaj sistemlerine kontrollü biçimde aktarılmalı ve bu altyapı güncel yağış projeksiyonları ile kırmızı kot uygulamalarıyla desteklenmelidir” dedi. Atmaca, Atmaca, yerel yenilenebilir kaynaklara dayalı bir kentsel enerji master planı hazırlanması gerektiğini kaydetti.
Atmaca, yoğun kentleşme, eski yapı stoku ve orman alanlarına yakın yerleşimler nedeniyle yangın riski yüksek olan Antalya’da yangın risklerinin azaltılması için; turizm, konut ve orman alanlarını birlikte ele alan, eski binalar ve yeni enerji teknolojilerini de içeren bütüncül bir yangın güvenliği yönetim ve denetim sistemi kurulmasının hayati önemde olduğuna dikkat çekti.
ANTALYA’YI AFETLERE DİRENÇLİ BİR KENT HÂLİNE GETİRMELİ
Daha sonra kürsüye gelen Harita Mühendisi Okan Hançer, kentsel planlama ve yapılaşma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Antalya’ya karşı sorumluluklarımız ve ortak kaygılarımız var” diyen Hançer, özellikle 1985 yılında yenilenen İmar Kanunu’nun yerel yönetimlere önemli görevler vermesine karşın, belediyelerin bu kanunun gerektirdiği çalışmaları yapmadığını vurguladı.
Hançer, “Antalya ili, tarihsel süreç içinde gelişerek günümüze ulaşmıştı; ancak bu gelişim istenilen şekilde sağlıklı ve planlı bir biçimde gerçekleşmedi” dedi.
Kent estetiğinin yalnızca görsel bir unsur değil; yaşam kalitesi, kültürel kimlik ve kentlerin gelişimi açısından da kritik bir planlama alanı olduğunu söyleyen Hançer, “Antalya kent kimliği ve estetik bilincine yönelik toplumsal farkındalığı zayıf olan bir şehir” ifadesini kullandı.
KENTİN EN ÖNCELİKLİ VE ACİL GÜNDEMİ KENTSEL DÖNÜŞÜM OLMALIDIR
“Çoklu afetler döneminde korku içinde yaşamak yerine, bu durumun bir doğa olayı olduğunu kabul ederek, Antalya’yı afetlere dirençli bir kent hâline getirmeli ve afet riskine karşı önlemler alarak yaşamayı öğrenmeliyiz” diyen Okan Hançer sunumunda şunları kaydetti;
“Antalya’nın afet dirençli kent vizyonu, yalnız yapısal olarak değil; veri altyapısı, planlama ve toplumsal katılım odaklı çok boyutlu bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Çoklu afetler döneminde ağır tecrübeler yaşanmışken, kentin en öncelikli ve acil gündemi Kentsel Dönüşüm olmalıdır.
Asrın felaketi niteliğinde acı tecrübeler yaşanmışken, kentin en öncelikli ve acil gündemi, mülkiyetin adil paylaşımını sağlayacak Kentsel Dönüşüm projeleri olmalıdır. Afetler arasında en yıkıcı olan deprem riskine karşı tedbir almanın tek yolu, riskli alanların acilen dönüştürülmesidir.
Belediye Meclislerinde Kamu Kurumu Niteliğinde Kurulmuş Olan Uzman Meslek Odalarının Yasal Söz Hakkı Olmalı, sorunlar dava sürecinde gelmeden kaynağında çözülmelidir. Halkın can ve mal güvenliğini koruma altına alacak bölge ve mahalle ölçeğinde uygulamalara hız verilmelidir.”
Hançer, Antalya ilinde arazi kullanımı ve mülkiyet sorunları; kentsel gelişimin, çevresel sürdürülebilirlik ve kamu yararını doğrudan etkilediğine dikkat çekerek, “Planlama kararlarında şeffaflığın sağlanması; doğal alanların korunması, tarım topraklarının sürdürülebilir kullanımı, mülkiyet değişimlerinin izlenebilirliği ve plan tadilatlarının kamusal yarara uygunluğunun denetlenmesi açısından kritik önem taşır.” diye konuştu.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE 2040’TAN SONRA TURİZM ZOR!
Doğal Kaynaklar ve Çevre Yönetimi başlıklı bölümü sunan Çevre Mühendisi Cem Arüv de, 1860 yılına ait bir haritayı göstererek, Roma döneminden bu yana Antalya bölgesinde aktif olan ve 1980’lere kadar varlığını sürdüren 27 su kaynağından 26’sının, turizm teşvik kanunu ve yanlış politikalar sonucu günümüzde olmadığını söyledi.
BİR ŞEY YAPMALI!
Antalya’nın “iklime dirençli şehir” olması gerektiğini savunan Arüv, yakın gelecekte Antalya’nın yaşanamaz hale geleceğini, 2041 yılından sonra iklim değişikliği ve sıcaklık artışı nedeniyle turizm yapılamayacağını ileri sürdü. Türkiye’de siyaset mekanizmasının çözüm üretmediğini belirten Arüv, “Biz inisiyatif almak istedik. Çünkü bir şey yapmalı” dedi.
Antalya'nın su stresi altındaki kentlerden biri haline geldiğini söyledi. Arüv, “İklim değişikliği, nüfus artışı ve plansız kentleşme nedeniyle su kaynaklarımız üzerinde ciddi baskı var. Yeraltı ve yerüstü sularını birlikte ele alan entegre su yönetimi sistemine acilen geçilmeli. Yoksa ilerleyen yıllarda su bulamayacağız" diye konuştu. Kıyı ve falezlerin yapılaşma baskısı altında olduğunu belirten Arüv, “Falez ve kıyı alanlarında yapılaşma bilimsel esaslara göre sınırlandırılmalı, ekolojik taşıma kapasitesi dikkate alınmalıdır" dedi.
Arüv sunumunda şu konulara dikkat çekti; “İklim değişikliği, nüfus artışı, tarım, turizm ve plansız kentleşmenin etkisiyle Antalya’da yüzey ve yeraltı su kaynakları üzerinde artan baskı, bölgeyi orta ve uzun vadede ciddi bir su kıtlığı riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Antalya’da su güvenliğinin sağlanabilmesi için yeraltı ve yerüstü sularını birlikte ele alan, havza bazlı, kota ve denetim mekanizmalarıyla desteklenen entegre su yönetimi sistemine acilen geçilmelidir.
Antalya, yüksek üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliğiyle Türkiye tarım ekonomisine stratejik katkı sağlayan bir bölgedir. Ancak artan üretim hacmi, su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını zorunlu kılmaktadır.
Antalya genelinde tarım alanlarını kapsayan, su yönetimi, ürün deseni, modern sulama ve otomasyon sistemlerini entegre eden iklim odaklı Tarımsal Master Planın hayata geçirilmesi temel ve kilit çözümdür.
Antalya başta olmak üzere Türkiye kıyılarında falezler ve kıyı alanları, yoğun yapılaşma, turizm baskısı ve iklim değişikliğinin etkisiyle hem ekolojik dengeyi hem de halkın kamusal kıyı erişim hakkını tehdit eden ciddi risklerle karşı karşıyadır.
Falez ve kıyı alanlarında yapılaşmanın bilimsel esaslara göre sınırlandırıldığı, yapı yasağı ve tampon bölgelerle desteklenen, sürekli izleme ve güçlü denetim mekanizmalarını içeren ekolojik taşıma kapasiteli entegre kıyı yönetim planlarının uygulanması temel ve kilit çözümdür.”
Hava, toprak ve gürültü kirliliğinin azaltılması, deniz kirliliğinin önlenmesi için “Sıfır Atık Su Projesi”nin etkin biçimde hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan, Arüv, iklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıklar ve kuraklığın Antalya başta olmak üzere Akdeniz kuşağındaki orman ekosistemlerini ciddi orman yangını riskiyle karşı karşıya bırakacağını, kontrolsüz su kullanımı, tarımsal faaliyetler ve insan kaynaklı baskılar nedeniyle dereler, göller ve sulak alanlarda su kaybının biyolojik çeşitliliği ve su güvenliğini ciddi biçimde tehdit ettiğine dikkat çekti.
Hızlı nüfus artışı, yoğun turizm faaliyetleri ve artan tüketim alışkanlıkları nedeniyle Antalya’da atık miktarının hızla yükseldiğini anlatan Arüv, Artan atık miktarı ve 2050 nüfus projeksiyonları dikkate alınarak, geri dönüşüm, enerji geri kazanımı ve kompostlama sistemlerini kapsayan atık yönetim altyapısının bütüncül biçimde genişletilmesi ve kapasitesinin artırılması esastır.” İfadesini kullandı.
ANTALYASPOR KENT KİMLİĞİNİN KÜLTÜREL MARKA ELÇİSİ OLARAK KONUMLANDIRILMALI
Raporda ayrıca; Antalya’nın en önemli spor simgelerinden biri olan Antalyaspor’un sportif başarısının ötesinde kent kimliği, toplumsal aidiyet ve gençlerin spor kültürüyle buluşması açısından taşıdığı potansiyelin; sınırlı taraftar kültürü, zayıf kent–kulüp bağı ve yetersiz kurumsal destek nedeniyle yeterince değerlendirilememekte olduğu, kulübün kentin ortak değeri olarak bütüncül biçimde ele alınmasını zorunlu kıldığı vurgulanırken, “Antalyaspor, yalnızca sportif bir kulüp olarak değil; kültür, turizm, gençlik politikaları ve toplumsal dayanışma alanlarını kapsayan kent kimliğinin kültürel marka elçisi olarak konumlandırılmalı; yerel yönetimler, iş dünyası ve sivil toplumun ortak desteğiyle taraftar kültürü güçlendirilerek kulüp–kent bağı kalıcı ve kurumsal bir yapıya kavuşturulmalıdır." önerisi getiriliyor.
“ANTALYA PLANLAMA AJANSI” KURULSUN
Raporun sonuç bölümünde, Antalya'nın 2050-2100 vizyonunun planlama, bilim, katılım ve ortak akıl temelinde şekillendirilmesi gerektiği vurgulanarak şu ifadelere yer veriliyor:
“Antalya Sürdürülebilirlik Raporu; Antalya ilinin 1982 yılından günümüze kadarki büyüme sürecinde tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerini kapsamaktadır. Esas itibari ile geçmişte yaşanan tecrübeler ışığında kentin tüm dinamikleri analiz edilmiş, çevresel fayda maliyet analizi yapılmış, mevcut durum tespiti yapılarak sorunların nedenleri irdelenmiş, Antalya’nın nüfus projeksiyonu baz alınarak kısa vadede 2050, uzun vadede 2100 yıllarına kadar ki süreç için kent vizyonunun oluşturulması ve kentin yaşanılabilir modern bir yapıya dönüşebilmesi için yapılması gereken projeleri içeren bir çalışmadır.
Sorunların çözümleri ve önerilen projelerin hayata geçmesi multi-disipliner yaklaşımları gerektirmektedir. Multi-disipliner yaklaşımların hayata geçmesi ise siyasi, bürokratik ve sivil toplum arasında dayanışmanın kurularak, toplumsal mutabakat ile sağlanabilir.
İllerin mevcut idari yapılanmasında görev alan aktörlerin 2100 Antalya vizyonunu özümsemesi, bugünden oluşturulacak hedeflere göre stratejik planlamalarını hazırlaması gerekmektedir. İllerde ortak hedeflerin oluşturulabilmesi, projelerin geliştirilebilmesi, projelerin finansman arayışları için bir planlama ajansının kurulmasına ihtiyaç vardır. Raporumuzda belirtilen tüm sorunların çözümü ve önerilen projelerin hayata geçmesi kapsayıcı yapıda inşa edilecek Antalya Planlama Ajansı’nın kurulması ile mümkün olabileceği düşünülmektedir.”